meçhul sıkıntılar

Kaç kez öldüm, kaç dua okudum
Kaç kez doğdu değişmek istercesine kader
Ve ararken parmaklarını eller
Ben meçhul sıkıntılarda doğdum
Bir elimde alnıma yazılmış çaresizliğim
Bir yanda ben; 21 arefesindeyim.

Kaç kez doğdum, kaç gün saydım
Kaç kez öldü değişmek istercesine kader
Ve tüm vücudumu sarmışken bir keder
Ben meçhul sıkıntılardayım
Bir elimde alnıma yazılmış çaresizliğim
Bir yanda ben; 21 arefesindeyim.

BEN MİYİM?


Ben miyim Allah'ım
O bahar rüzgarlarına konan kışın ortasında
Ve yanarken toprak
Ben miyim soğuktan titreyen
Yoksa titreyen ellrim mi
Yoksa güller mi kondu
Ben miyim ölen?

Büyük Olmayı Sevmedim Anne

Çocukken okuduğumuz masal kitaplarında kaldı,
Mutluluklarımız,umutlarımız...

Büyüdükçe kayboldu,yedi cüceler,
Pamuk prenses gibi düşler.

Kiminin çocukluğu bile olmadı,
Oyuncakları,bebekleri,arabası...

Her birimiz hasretiz o günlere,
Yaşanılan ve yaşanası çocuksu sevinçlere.

Yıldızlar eskisi gibi parlak değil anne!
Şimdi güneş gülümsemiyor,niye?

Ben insanları bu kadar zalim bilmezdim.
Küçükken düşsem,biri elini uzatırdı,

Şimdi kör kuyulara atıldım.
Masalsı düşelere sarıldım.

Ben büyük olmayı sevmedim anne!
Gitsem yine o ağaç dibine,

Çocukluğum bana geri gelir mi?
Gülümser mi yüzüme,eskisi gibi?

BİR ŞAHİT' İN YOK OLUŞU ( KIYAMETTE )


Her gün doğuşunda yine oradaydı ay.Her güneş doğuşunda umudunu yitirmeden bekliyordu.Ve sıra kendisine geldiğinde aynı gururla parlıyordu ta ki yeniden güneş doğana kadar...
Yine aynı döngüsel süreçlerden biriydi.Gecenin bir yarısıydı ve ''AY'' da şahit olmuştu yeryüzünde yaşananlara.Daha bir garip görünüyordu bugün yeryüzü yaradılışından beri.Soluk alamıyor, tıkanıyordu sanki dünya.Bu yaşananlara ''AY'' da şahit oldu.Ve öylecesine dalmıştı ki; unutuvermişti sırasını.Öylesine kalacaktı gökyüzünde ''AY'' üç gün. ''AY'' 'ın bu unutkanlığına inat güneş bu sefer batıdan doğduğunda yeryüzü için son gelmiş olacaktı.Canlılar için de!..Tüm bu yaşananlara ''AY'' da şahit olacaktı.
Önce bir dağın yerle bir oluşu duyuldu.Sonra denizin çığlığı..Ve kulağına, her gece izlemeye doyamadığı, 'insan'' denilen garip canlıların birden öldüğü çalındı.Ve bir fısıltı duyuldu güneşten.Artık sıra onlara gelmişti.Önce güneş çekilmeye başladı tüm ısıttıklarıyla.Soğudu.Soğudu.O eski canlılığını yitirdi.Çözülmeye başladı yavaş yavaş.Hiç tatmadığı bir duyguyu sanki yaşıyordu.Aslında bir ismi vardı duygularının:''AĞLAMAK'' ! Öyle deniliyordu yeryüzünde, duymuştu.Birden yüzünü dünyaya çevirdi.-O tüm masum güzelliğiyle- bakmaya doyamadığı; şimdi tüm renkleri gitmiş , yokoluyordu.Bir çekinti hissetti.Ve bir çatırtı.Aynı anda bir kopuş yaşandı... Yapması gerekeni biliyordu aslında.Ve ''O'' da diğerleri gibi salıverd kendisini sonsuzluğa.Salıverdi kendisini sonsuzluğa...

SaGoPa KaJmEr

oNca KadeRe daRgınım , neRde Kötü gÜn yaRdImIm

SaGoPa KaJmEr

Zifir



YERYÜZÜNE İNİŞ
...ve yüce Allah dünyayı yarattı.
Yeryüzü bir alev topu gibi içten içe yanıyordu.Devasa patlamalar,magmayı yüzlerce kilometre yükseğe sıçratıyor,alevler,yeni oluşan atmosferde,dalgalara kapılmış yakamozlar gibi yüzüyorlardı.
Güneşin yakıcı ve bozucu ışınları kızıl gezegenin çevresini bir koza gibi sarmıştı.Tıpkı, uzayı izleyen bir göz gibiydi uçsuz boşluğun içinde.
Kızıl dünya,gökyüzünün alevli yıldızlarını kendine çeken dişi bir enerjiye büründü.Karanlık Samanyolu' ndan,henüz yaratılmamış ağaçların meyveleri gibi dökülüyordu yıldızlar.
Yerkürede derin uçurumlar oluşturan bu çarpışmalar artarak devam etti.Güneş bütün olanları,bir şiiri yavaş yavaş okur gibi izliyordu.Dev ağzını açtı ve yıldırımları çağıran bir ateş topunu kızıl dünyaya püskürttü.
O anda evrenin diğer ucundaki gezegenleri bile ürperten bir sessizlik oldu.Yaratılmış her şey dikkat kesildi dünyaya.
Alev topları dünyaya ulaştığında bir çığlık koptu evrenin yüreğinde ve korkunç bir gürültüyle yarıldı yeryüzü.Binlerce kilometre boyunca,yeryüzünü sallaya sallaya ilerledi ve yerküreyi ikiye böldü bu yarık.
Gökyüzü kaynayan bir okyanusa döndü.Fırtınalar, yeryüzünü ikiye bölen boşluğun içine doldu.Magma fırtınayı ittirerek dışarı taştı ve atmosferi toz ve kömürleşmiş artıklarla doldurdu.
Melekler huşuyla izliyorlardı dünyanın başlangıcını.
İçlerinden bir tanesi ağır ağır Arş'ı adımladı.Düşünceli bakışları uzayı yakıyordu.Melek, dört kanadını da açtı ve seslendi:'' Dünyaaaaaa yaratılıyor! ''Sesi Arş-ı ala'da yankılandı ve tüm meleklerin kulağına gitti.
Melekler huşularından uyandı ve ona baktılar.Gözlerinin çok çok derin bir yerinde yanan küçük bir alev görür gibi oldular.Dünya onu,ışığın kelebeği çektiği gibi içine çekiyordu.Ondan kortukları ve saygı duydukları için bir şey söylemediler.Çünkü o, hepsinin hocası ve Arş'ın ordularını komutanıydı.O, geleceğinden habersiz olan Azazil'di.
Dünyada binlerce yıl sonra tuhaf bir sessizlik vardı.Bütün melekler olacakları görmek için yüzlerini göğe döndüler.Dev bir fanustan bakar gibi bakıyorlardı ona.Bir ses duydular.Bir gürültü.Sesizlik yarıldı.
...ve yüce Allah cini yarattı.Melekler hocalarına baktılar.Dört kanadını da açmış, gülümsüyordu.Sanki içten içe bir şeyi kıskanıyordu!
Allah cinleri türlü türlü ateşten yarattıktan sonra, dünyaya gönderdi ve orada yaşamalarını emretti.Başlarına bir kral atadı ve onu yeryüzünü inşa ettirmekle görevlendirdi.
Her ırktan bir dişi ve bir de erkek vardı.Kral Bi'run Şatan'ın emrinde.Allah'ın yarattığı yeni ırk, dünyayı meraklı gözlerle izliyordu.
Birbirlerine bakıyorlar ve, '' Merhaba yeryüzünün halkı, '' diye selamlaşıyorlardı.'' Ne güzel,'' dedi bir tanesi. '' Dünya ne güzel! ''
Bi'run Şatan gürleyerek seslendi onlara: '' Toplanın cin halkı! ''
Cinler toplandılar ve Bİ'run Şatan'ın emirlerini dinlemeye başladılar.
'' Dünyaya yayılın ve gördüğünüz her yere yerleşin, çoğalın! Yaşadığınız her yeri inşa edin ve yaşanır hale gelene dek çalışın.'' Bi'run Şatan'ın buyruklarına itaat ettiler ve yeryüzünün efendisi olarak yayoldılar dünyaya.Yerleştikleri yerlerde çoğaldılar ve kabileler kurdular.
Bakir dünya, bin türlü cin ile domuştu.Öyle ki, yaşamadıkları hiçbir yer yoktu artık.
Bi'run Şatan huzursuzdu.Krallığı bütün dünyayı kuşatmış ve güçlenmişti, ama içinde yenemediği bir zulmet büyüyordu.
...ve toprağa su düştü.
O sırada Arş'tan bir melek iniyordu.Avuçlarında bir damla suyla geldi Yusuf. Yeryüzüne indiğinde dünya kor halindeydi. Suyu alevlerin üstüne bıraktı yavaşça ve alevler sönmeye başladı.Dünya kabuğu soğuyor, dağlar ve vadileroluşuyordu.Fırtınalar, ateş çöllerini dev vahaları arasında yıkıcı bir güçle esti ve ateşi dumana çevirdi.
Gökyüzünü kaplayan siyah duman ve toz, suya karışıp çamura döndü. Çamur toprağı kuruttu.Cinler bir şeylerin değişmeye başladığını fark ediyorlardı şimdi.
...ve toprağa kan damladı.
Yusuf ağır adımlarla yerküreyü adımlıyordu.Dünyaya yayılmış cinlerin kendisini düşmanca izleyişini görmüş, korkmuştu.Görevini yapmak zorunda olmasaydı, bir an bile orada durmak istemezdi.
Cinler öylesine çoğalmışlardı ki ; gökyüzünü ve yeryüzünü doldurmuşlardı.Kanatlı olanlar havada, kanatsız olanlar da karada birbirine girdiler.
'' Bizim sınırlarımızı ihlal ediyorsunuz! ''
'' Hayır, siz bizim sınırlarımızı ihlal ediyorsunuz! ''
Cin kabileleri arasındaki bu küçük anlaşmazlıklar, gitgide büyüdü ve büyük bir savaş çıktı.
Dünya akıl almaz bir gaddarlığın pençesindeydi.Yeyüzü kana bulanmıştı
Yusuf bütün olanları korkuyla izledi ve onlara seslendi: ''Allah sizi bunun için mi yarattı? Allah size bunu mu emretti? ''
Cinler onun sözlerini dinlediler.''Sen dünyaya suyu getirdin ve ateş iklimini yok ettin.Eğer şimdi de savaşı bitirmek istiyorsan bizim tarafımızda ol ve başımıza geç.Senin sayende düşmanlarımızı yenebilir ve topraklarımızı genişletebiliriz. ''
'' Size suyu getiren benim, ama gönderen elbette Allah'tır.Neden ondan yardım istemiyorsunuz?''
Diğer bir cin ırkı ise onun kendilerinden olmasını istiyorlardı.'' Allah senin yanında.Eğer bizimle birlikte olursan , Allah bizim de yanımızda olur. ''
Cinler arasındaki savaş, bundan sonra daha fazla şiddetlendi.Herkes Yusuf'un kendi taraflarında yer alması gerektiğini söylüyordu.
Bu sefer, gökteki cinler yere inmiş, karadakilere saldırmaya başlamıştı.Şimdi yer ve gök cinleri acımasızca birbirlerini katlediyorlardı.
Yusuf bunu görünce yeniden seslendi. '' Şüphesiz siz sadece kendinize zulmediyorsunuz! ''
Bi'run Şatan, halkının Yusuf'a tabi olmak istediğini gördü ve hizmetkarlarını çağırdı. '' İçimdeki zulmetin sebebi işte budur, '' dedi. '' Yusuf 'tur.''
'' Onu alın ve bana getirin, benim krallığımda nasıl olur da benim dışımda biri halkıma seslenir! '' Doğrusu Bi'run Şatan, onu kıskanmıştı.Yeryüzünde sözü geçen yalnız kendisi olsun istiyordu.Bütün bu olanlara öfkeliydi.yedi başının her biri üzerinde ayrı bir şule belirdi.
Tüm kara parçaları ve bulutların altına yıldırımlar ve ateş topları dağıldı.Cinler neye uğradıklarını bilemediler.Bi'run Şatan'ın gazabı çok fazlasını öldürdü o anda.
Bi'run Şatan'ın hizmetkarları ejderha vücutlarıyla çevresini sardılar ve onu, krala götüreceklerini söylediler.Yusuf direnmedi.
Yanına gittiğinde, Bi'run Şatan nefretle bağırdı. '' Sen benim yerime kral olmaya mı geldin?Neden halkım sana tabi olmak istiyor? ''
Yusuf duyduklarından hiçbir şey anlamamıştı.'' Benim, senin söylediklerinle bir ilgim yok Kral Bi'run Şatan, '' dedi.
Cinlerin kralının içindeki zulmet gitgide büyüyordu.'' yeryüzüne nasıl geldiysen öyle geri dön Cennet'in meleği, senin burada işin yok! '' diye kükredi.
Yusuf ise bunu yapamazdı.'' Beni Allah gönderdi, ancak O geri çağırdığında giderim, '' dedi.
'' Öyleyse beni buna mecbur ettiğini bilmelisin aciz melek! ''
Yedi başının her biri aynı anda korkunç dişlerini gösterdi.Açılan ağızlarının içinden alevler püskürdü ve Yusuf'u bir çırpıda yaktı.
Bi'run Şatan, içindeki acının dinmesini bekliyordu ama istediği şey olmadı.
Azazil Arş'ın aynasında bütün olanları izledi.Emrindeki askerlerden birisi olan Yusuf'un katledilişinden üzüntü duydu. '' Allah'ım,'' diye yalvardı.Beni yeryüzüne gönder, bu kanın intikamını almam izin ver.''
Yüce Allah, ona izin verdi.Emrine bin melek atadı ve onları silahlarla donattı.'' Yere inin ve o kralı öldürün! '' dedi.
...ve Allah intikamı yarattı.
Bi'run Şatan olacakları hissetmişti, karanlık ilmini kitaplaştırdı.Sonra savaş başladı...Gökyüzü ansızın, devasa kanatlı meleklerle dolmuştu.Kendisi için geldiklerini hemen anladı.
Cinlere seslendi.Cinlerden bir kısmı onu dinlemeyerek dağlara, denizlere ve göllere kaçtı, geri kalanlarsa büyük bir ordu kurmak için Bi'run Şatan'ın yanına gitti.
Melekler yeryüzüne indiklerinde, Bi'run Şatan ve Azazil karşı karşıya geldiler.
'' Sen Yusuf'u öldürdün! '' diye bağırdı Azazil.
Bi'run Şatan ise, ''Ona gitmesini söylemiştim, beni buna mecbur etti, eğer onu öldürmeseydim halkıma tabi olacaktı,'' dedi.
Azazil, ona kin dolu gözlerle bakıyordu.O kin besleyen ilk melekti.O intikam isteyen ilk melekti.Ruhundan bir şeyler kaybettiğini anlamıyordu, ama içindeki garip değişimin de farkındaydı.
'' Bunun bedelini ödeyeceksin! !! dedi haykırdı Azazil.
Melekler onun işaretiyle cinlerin üstüne saldırdılar.Cinler ve melekler arasındaki ilk savaş başlamış oldu.Azazil kuzguni kanatlarıyla ateş ırkını arasında uçuyor, can alıcı pençeleri ve silahlarıyla savaşıyordu.
Savaş günler sürdü.Yeryüzünde, cinler ve meleklerin savaşmadığı bir parça toprak, kan karışmamış bir damla su kalmayana dek son bulmadı.
Azazil ve Arş'ın orduları galip gelmişti.Bi'run Şatan yaralanmış ama ölmemişti.
'' Teslim oluyorum Azazil, '' diye inledi.'' Beni öldürme! ''
'' Hayır! '' diye bağırdı Azazil. '' Şüphesiz öleceksin! ''
Tam onu öldüreceği sırada Allah kudretli sesiyle konuştu. '' Onu öldürme! ''
'' Allah'ım neden? ''
O, Allah'ın emrini sorgulayan ilk melekti.
'' Ben daha iyi bilirim! ''
Azazil boyun eğdi.Allah'ı kızdırmış olmaktan korkuyordu.O'nun kudreti karşısında secdeye kapanmadığı tek bir toprak parçası, tek bir gezegen kalmamıştı evrende.Arş'ın her katında ibadet etmişti, hatta diğer melekler içinde onun gibi olanı yoktu.Onu kızdırmak istememişti.Yüreği pişmanlıkla kavruldu.
Allah bunu gördü.Ona acıdı.'' Ey Azazil, '' dedi.'' Sen benim gözdemsin.Onu öldürme ve denizin ortasında bir adaya hapset.Sen de istediğin kadar kal dünyada.Sen orayı sevenlerdensin.''
Azazil'in yüreğine tatlı bir sıcaklık yayıldı.Bu ne büyükbir lütuftu.Yeryüzünde yaşamasına izin vermişti.
'' Sana şükürler olsun olsun Yüce Allah'ım! ''
Bi'run Şatan'ı küçük bir adanın altına altına hapsetti.Onun hizmetçilerini de beraberinde bıraktı.Dağlara ve sulara kaçan cinlerin hayatlarını bağışladı.Onlara kendisine tabi olmalarını emretti.
Azazil bin sene yaşadı dünyada.Ta ki Allah insanı yaratana değin.
...ve Yüce Allah insanı yarattı.
Gökyüzünde bir şey oluyordu.Yıldızlar her zamankinden daha parlak, gezegenler sanki daha bir canlıydı.
Allah insanoğlunu yaratmaya karar verdiğinde onu şekillendireceği çamuru almak için Dünya'ya Cebrail'i gönderdi.Ama Cebrail çamuru almaya yeltendiğinde yeryüzü öyle bir haykırdı, ağladı ki buna dayanamadı ve geri döndü.
Bunun üzerine Allah çamuru almak için İsrafil'i görevlendirdi.Aynı Cebrail gibi o da Dünya'nı haykırışına ve ağlayışına dayanamadı.Mikail de çamuru getiremeyince bu kez Azrail görevlendirildi.
Azrail yakarışlara, ağlamalara aldırmadan insanoğlunun yaratılacağı çamuru yeyüzünden kopardı.Ve ona bu nedenle ruhları alma görevi verildi.
Arş'ın melekleri coşkuyla Allah'ın insanı yaratışını seyrediyordu.Bunu haber alan Azazil Arş'a çıkmış, garip hislerle olanları izliyordu.Neden bunu yapıyordu Allah?Kendisi gibi olan melekler ve cinler ona yetmiyor muydu?Dünyayı başkalarıyla nasıl paylaşacaktı?
Allah, Adem'i yarattı ve meleklerine karşı gülümseyerek baktı.'' İşte yeryüzünün halifesi, '' dedi.
Şeytan öfkeden köpürdü.Halifeliğini insan denilen bu aciz yaratığa bırakmak istemiyordu.İçinden onu öldürmek geçti, onu parçalara ayırıp kanıyla bütün yıldızları boyamak istedi.
'' Hayır! '' diye bağırdı Azazil. '' Bu olamaz! ''
Allah, onu duydu.Kızgın gözlerini ona doğrulttu.Azazil yüreğindeki ateşi hissetti.İlk kez yaptıklarından dolayı pişmanlık duymuyordu.Kendisinden korkmaya başladı.
Allah bu sefer meleklere karşı seslendi.'' Adem'e secde edin. ''
Azazil nefret ve kıskançlık denizlerinde yüzüyordu.Nasıl olacaktı bu yaratığın önünde eğilecekti.Hem Allah kendisinden başkasına secde edilmeyeceğini söylememiş miydi?Eğer Adem'in önünde secdeye kapanmazsa belki yine gözüne girebilir ve dünya üzerindeki halifeliğini elinden alıp yeni yarattığı bu insana vermekten vazgeçebilirdi.
Melekler hep birlikte secdeye kapandıklarında Arş bunun şiddetiyle sarsıldı.
Azazil gururlu gözlerini Adem'e dikmiş kibirle bakıyordu.
O, allah'a karşı gelen ilk melekti.
Allah bunu gördü ve kızdı.'' Seni secde etmekten alıkoyan ne?''
Azazil kibirle cevap verdi.'' Beni ateşten onu ise çamurdan yarattın, ben ondan hayırlıyım.''
Allah, ona yaklaştı ve gazap verici gözlerle baktı. '' Şüphesiz sen küçük düşenlerdensin! ''
Azazil yüreğinin kor ateşler içinde yandığını hissediyordu.Bu, Ademoğlu'na karşı duyduğu kindi.Onun yüzünden içine düştüğü bu acınası halin intikamını mutlaka almalıydı.

KALANLARDAN BİR ÖLEN

Koşup kaçarken gecenin karanlığında
Ve tam kurtuldum derken
Yine aynı mevsim yaşadığım
Kalanlar içinde bir ölen benim yine
Kalanlar içinde bir ölen benim.

Kaderimi çalarken karanlık bahçelerden
Ve ruhuma kavuştum derken
Yine aynı beden yaşadığım
Kalanlar içinde bir ölen benim yine
Kalanlardan bir ölen benim.

Siyah bir ışık süzülür gözlerimden
Kendimi kefenime hapsettim derken
Yine aynı merasim yaşadığım
Kalanlar içinde bir ölen benim yineKalanlardan bir ölen benim.